Ana içeriğe atla

Ufak Bir Kötülük│Korku ve Gerilim Romanı│Gizem Kayıhan

Bu yazıda hem kendi yazdığım "Ufak Bir Kötülük" adlı romanın karanlık dünyasından hem psikolojik korku taraflarından hem de neden klasik “bol çığlıklı, cinli köşk” hikâyelerinden biraz farklı bir yerde durduğundan bahsetmek istiyorum. Çünkü korku edebiyatı bazen gerçekten aynı koridorlarda dolaşıp durabiliyor. 

Ama insan zihni?

İşte orası hâlâ oldukça verimli bir bataklık.

Ufak Bir Kötülük - Korku Romanı

"Ufak Bir Kötülük" Kısaca Kitabın Konusu

Eski bir köşk, izleri hâlâ yaşayan bir hayalet, tuvale işlenen bir lanet...

İlk kitabıyla beklediği başarıyı yakalayamayan Neşe, daha gerçekçi ve ürkütücü bir hikâye yazmak için bu kez ellerini biraz kirletmeye karar verir. Eskiden beri takıntılı olduğu ve kısa bir süre yaşadığı tarihî köşkle ilgili bir korku hikâyesi yazmak ister ancak görünürde, köşkün korkutucu bir hikâyesi yoktur. Hatta rahatsız edici derecede huzurlu bir yerdir. Neşe, yıllardan beri başlayıp yazamadığı hikâyelerin sorumlusu olarak o köşkü görür. Çünkü orada geçebilecek tüyler ürpertici hikâyenin ne olduğunu bir türlü bulamaması tıkanmasına sebep olmuştur. Üstelik köşkte yıllardır kimse yaşamadığı için ulaşılmaz durumdadır.

Sıradan bir gün bitmek üzereyken, yine o sokaktan geçer. Köşke birinin taşındığını görür. İçeri eşyalar taşınıyor, kapının önünde genç bir adam duruyordur. Bu, Neşe'nin içinde bir şeyleri harekete geçirir. Bu durumu, yazması için bir işaret olarak görür. İlham kaynağının kapıları artık açıktır. Bu kez ilham ya kendiliğinden gelecek ya da onu kendisi yaratacaktır. Köşke taşınan Onur isimli genç adamla yakınlık kurar. Önce arkadaş olur, zamanla yakınlıkları bir ilişkiye dönüşür. Neşe'nin asıl niyeti ise Onur'u, romanının başkahramanı yapmaktır. Üstelik bunun için onu gerçekten korkutmaktan çekinmeyecektir.

Başta ufak oyunlar oynar. Aynalarda beliren yazılar, yer değiştiren eşyalar, geceyarısı gizlice açılan fısıltı sesleri... Onur'u, köşkün tekinsiz bir yer olduğuna inandırmaya çalışır. Böylece onu gözlemleyerek romanını daha gerçekçi kılacaktır. Ancak tüm bunları yaparken Onur'la ilgili henüz bilmediği ürkütücü gerçekler, yavaş yavaş ortaya çıkar.

“Ufak Bir Kötülük”: Bir Yazar, Bir Saplantı ve Yavaşça Çürüyen Bir Gerçeklik Üzerine 

Gece saat üç.

Kahve çoktan soğumuş.

Word dosyasının adı hâlâ: son_final_gercekfinal3.docx

Başta insan yazdığı hikâyeyi kontrol ettiğini sanıyor. Sonra karakterlerden biri gelip masaya oturuyor. Odaya yerleşiyor. Cümlelerin arasından sana bakıyor. Ve çok tatsız bir gerçeği fark ediyorsun:

Bazı hikâyeleri sen yazmaya başlarsın ama sen bitiremeyebilirsin.

İşte "Ufak Bir Kötülük" tam olarak böyle karanlık bir fikirden doğdu.

Bazı kitapları okurken sessizce ilerleyen huzursuzluk hissi büyür, karakterlerin söyledikleri kadar sakladıkları şeyler de önem kazanır ve gerçeklik duygusu yavaş yavaş bozulur. "Ufak Bir Kötülük" böyle bir yerden besleniyor. Gotik atmosfer, psikolojik gerilim, saplantı, sanat ve zihinsel çözülme etrafında şekillenen roman; okuru eski bir köşkün içine, geçmişin hâlâ duvarlarda yaşadığı karanlık bir hikâyeye davet ediyor.

Ve bazı davetler reddedilmelidir.🖤

Psikolojik Korku Neden Daha Rahatsız Edicidir?

Çünkü insan bir vampirden kaçabilir.

Ama kendi zihninden pek kaçamaz.

Son yıllarda psikolojik korku romanlarının bu kadar ilgi görmesinin nedeni de biraz bu. Artık insanlar yalnızca “ne olacak?” sorusunu değil, aynı zamanda:

“Bu karakter gerçekten güvenilir biri mi?”

sorusunu seviyor.

"Ufak Bir Kötülük" tam olarak bu huzursuzluğun üzerine kurulu bir roman.

Merkezde Neşe var. Bir yazar. Yazarlık hırsı ile gerçeklik algısı arasında sıkışmış biri. Yazdığı hikâyeler, yaşadığı olaylar ve zihninin karanlık tarafı birbirine karışmaya başladıkça roman da giderek daha tekinsiz bir hâl alıyor.

Ve işin güzel tarafı şu:

Korku yalnızca dışarıdan gelmiyor.

Bazen insanın kendi arzuları da korkunç olabiliyor.

Yazarlık romantik bir şey gibi pazarlanıyor olabilir. Pinterest’te mum fotoğrafları, daktilolar, yağmurlu pencere kenarları falan… Ama gerçek yazma süreci çoğu zaman şöyle:

  • aynı paragrafı 47 kez düzeltmek
  • karakterle tartışır gibi hissetmek
  • gecenin bir yarısı “Bu sahne çok mu rahatsız edici oldu?” diye düşünmek
  • sonra sabah tekrar okuyup “Yok ya, daha da rahatsız edici olabilir.” demek

Edebiyatla uğraşmanın çok konuşulmayan küçük karanlık tarafları vardır.

Eski Köşkler Neden Hâlâ Korkutucu?

Çünkü bazı mekânların hafızası olduğuna inanmak hoşumuza gidiyor.

Korku edebiyatında köşk, malikâne ve eski evlerin bu kadar sık kullanılmasının sebebi yalnızca atmosfer değil. Bu mekânlar geçmişi saklıyor. Çürüyen duvarların içinde birikmiş hikâyeler varmış gibi hissettiriyor.

"Ufak Bir Kötülük" içinde de bu gotik damar oldukça güçlü.

Romandaki eski köşk yalnızca bir dekor değil. Hikâyenin yaşayan bir parçası gibi davranıyor. İçinde dolaşan gölgeler, eski tablolar, unutulmuş hikâyeler ve tuvale işlenmiş karanlık bir geçmiş var.

Ve işin aslı... bazı tablolar gerçekten fazla sessiz duruyor.

İnsan bakarken huzursuz oluyor.

Sanki resmin içinden biri, daha birkaç saniye önce kıpırdamayı bırakmış gibi.

Korku Romanlarında “Atmosfer” Neden Bu Kadar Önemli?

Bir koridorun uzunluğu.

Bir odanın sessizliği.

Yavaş açılan bir kapı.

Yanlış zamanda gelen bir mesaj bildirimi.

Bazen korku doğrudan gösterilmez. Sadece hissedilir.

Modern korku sinemasında bunu çok iyi kullanan yapımlar var. Özellikle psikolojik gerilim tarafında ilerleyen hikâyeler artık “ani jumpscare” yerine rahatsız edici atmosferlere yaslanıyor.

Benzer yaklaşım korku romanlarında da çok etkili çalışıyor.

"Ufak Bir Kötülük" biraz da bu yüzden daha “sessiz” ilerleyen bir korku taşıyor. Gürültülü değil. Ama yavaş yavaş insanı huzursuz eden bir yapısı var.

Bu kitabı okuyacak olan korku tutkunlarından duymak isteyeceğim en güzel şey sanırım şu olurdu: 

“Kitabı okurken sürekli bir şey olacakmış gibi hissettim.”

İşte psikolojik korkunun sevdiğim tarafı tam olarak bu.

Tehlike bazen görünmez olur. Ama odadadır.

Yazarlık Hırsı Gerçekten Tehlikeli Olabilir mi?

Kısa cevap: Hayır.

Uzun cevap: Kesinlikle hayır.

Ama insanın iyimserliği tehlikeli bir boyuta ulaşabilir mi? Yaptıklarına, hırsları sayesinde güzel bir kılıf uydurabilir mi?

Kesinlikle evet! 

"Ben zaten kötü bir şey yapmıyorum ki..." hissi, insanın algılarıyla oynayabilir.

Bir karakteri yeterince uzun süre düşününce onun reflekslerini anlamaya başlıyorsunuz. Bir sahneyi yeterince çok yazınca o sahnenin duygusu üzerinize yapışıyor. Ve bir noktadan sonra insan şu soruyla karşılaşıyor:

“Bunu ben mi yazıyorum, yoksa bu karakter kendi kendine mi ilerliyor?”

Tamam, kulağa fazla gotik gelmiş olabilir. Ama gecenin bir yarısı üçüncü kahveyi içerken herkes biraz dramatikleşebilir.

Yine de "Ufak Bir Kötülük" içinde en sevdiğim damarlardan biri bu oldu: hırslarının insanı dönüştürmesi.

Çünkü bazen insanlar kötü olmak istemez.

Sadece fütursuzca daha ileri gitmeye hazır olurlar.

Ve korkutucu olan şey genelde budur.

Türk Korku Edebiyatı Neden Daha Fazla Konuşulmuyor?

Aslında son yıllarda ciddi bir ilgi artışı var. Özellikle psikolojik korku, gerilim ve gotik taraflarda yeni şeyler üretiliyor. Ama hâlâ birçok kişi korku edebiyatını yalnızca “cin hikâyesi” olarak düşünüyor.

Oysa tür çok daha geniş.

  • psikolojik çözülme
  • güvenilmez anlatıcılar
  • gerçeklik kaybı
  • takıntı
  • paranoya
  • tekinsiz mekânlar
  • bastırılmış suçluluk
  • zihinsel çürüme

bunların hepsi korkunun içinde. Ve bence en etkili korku türü hâlâ şu:

“Belki de sorun sadece doğaüstü değildir.”

Çünkü o noktada insanın şüphe duyduğu şey hayaletler değil, kendi algısı oluyor.

“Ufak Bir Kötülük” Nasıl Bir Roman?

Eğer şunları seviyorsanız:

  • psikolojik korku romanları
  • atmosferik gerilim
  • gotik mekânlar
  • karanlık karakterler
  • güvenilmez anlatıcı hissi
  • yavaş yavaş yükselen huzursuzluk
  • sanat, saplantı ve gerçeklik temaları

o zaman "Ufak Bir Kötülük" size oldukça yakın bir yerde duruyor olabilir.

Ufak Bir Kötülük - Gizem Kayıhan

Roman şu anda e-kitap formatında dijital olarak:

Rakuten Kobo

Google Play Books

üzerinden satışta ve okunabiliyor.

Evet, bir noktada yayınevlerinden dönüş beklemekten ve "maliyetli basım" tekliflerinden sıkılıp kitabı kendim yayımladım. Çünkü "Hayat bu kadar zor değil!" diye düşündüm. Hele ki bu dijital çağda... Beni bu konuda harekete geçiren ise kendi yazdığım şu yazı oldu: 

Yayınevinden Ret Maili Alırsan Yazabileceğin En İyi 5 İntikam Romanı | Hiçbir Yerde Bulamayacağın Roman Fikirleri

Modern edebiyat dünyasının küçük gotik komedilerinden biri de bu sanırım. İnsan aylarca mail bekliyor. Sonra bir gün kendi kendine:

“Taman o zaman. Kendim yayımlarım.”

diyor.

Dürüst olmak gerekirse, bu kararın ayrı bir özgürleştirici tarafı vardı.

Çünkü bazı hikâyeler fazla bekletilince daha da kararıyor. 🖤


Sevgiler. 🕯️

Gizem Kayıhan

@gizmozk

@sutsuzkahveblog

Yorumlar