Ana içeriğe atla

Yayınevi Sessizliğiyle Barışmanın 9 Trajikomik Yolu

Bazı sessizlikler vardır, huzur verir. Bazıları düşünmeye davet eder. Bazıları ise doğrudan insanın zihnine taş atar.

Yayınevi sessizliği, üçüncü kategoriye girer.

Mail atılmıştır. Kitap dosyası gönderilmiştir. Takvim ilerler. Günler geçer. Haftalar yuvarlanır. Aylar bir hiçliğe dönüşür. Ve ortada sadece sessizlik kalır.

Bu yazı, o sessizlikle kavga etmek için değil; onunla barışmak için yazıldı. Çünkü yayınevine kitap dosyası başvurusu yapan herkes bilir ki bu sessizlikle savaşılmaz. Onunla birlikte yaşamak öğrenilir.

kitap dosyası kabul eden yayınevleri

1. Sessizliği Kişisel Algılamayı Bırakmak (Ya da En Azından Denemek)

Yayınevinde dosya başvurusu yaptıktan sonra ilk refleks şudur:

“Beğenmediler.”

“Yetersiz buldular.”

“Okumadılar bile.”

Oysa gerçekte yayınevi sessizliği çoğu zaman yoğunluk, öncelik karmaşası ve sektörel kaos demektir. Ama bunu bilmek, hissetmeyi durdurmaz. Yine de kendine şu cümleyi fısıldamak işe yarar: Bu sessizlik benim değil, sistemin yüzünden. İnandırıcılığı tartışılır. Ama ruhu bir süre ayakta tutar.

2. Mail Kutusunu Günde 73 Kez Kontrol Etmemeyi Öğrenmek

Bu madde, teoride mümkündür. Pratikte imkânsıza yakındır. Ama yine de çabalamak gerekir. Çünkü mail kutusuna her bakış, zihinde küçük bir beklenti patlaması yaratır. Ve her patlama, boşlukla sonuçlanır. Bu da gün boyu mikro hayal kırıklıkları demektir. O yüzden mail kontrolü için kendine bazı saatler belirlemek, zihinsel sağlığı kurtarabilir.

3. Sessizliği Dramatize Etmek Ama Abartmamak

İç ses: “Dosyam karanlık bir mail kutusunda, üst üste yığılmış yüzlerce başvurunun altında yavaşça kayboluyor.”

Bu cümle, yüzde 97 ihtimalle yanlış. Ama dramatize etmek, insanın iç basıncını düşürür. Yeter ki bunu epik bir trajediye dönüştürmeyelim.

Henüz.

4. Sessizliği Estetik Bir Bekleyişe Dönüştürmek

Yayınevi sessizliği boyunca dönüş bekleyen yazarın bekleyişi, sıradan bir bekleyiş değildir. Bu, edebi bir araf hâlidir. Bu yüzden ona sıradan bir bekleyiş muamelesi etmek haksızlıktır.

Kahve eşliğinde düşünmek, defter karalamak, yarım cümleler yazmak, pencereden dışarı bakıp derin iç çekmek bu sürecin estetik parçalarıdır.

5. Alternatif Hayatlar Kurmayı Sınırlandırmak

“Ya bastılar ama bana mail atmayı unuttularsa?”

“Ya dosyamı biri çok sevdi ama şu an izindeyse?”

“Ya dosyam ortadan kaybolduysa?”

Bu senaryoların tamamı zihnin kendini hayatta tutma çabasıdır. Ama fazlası, gerçeklik algısını bozar. O yüzden alternatif hayatları yalnızca geceleri, kısa süreliğine düşünmek idealdir.

6. Sessizliği Yazıya Dönüştürmek

Yayınevi sessizliği, yazar için aslında verimli bir malzemedir.

İçinde:

Bekleyiş

Umut

Hayal kırıklığı

Ego

Kırılganlık

İnce bir öfke

barındırır. Bu da edebiyatın sevdiği her şey demektir.

Sessizlik yazıya döküldüğünde, anlam kazanır. Anlam kazandığında ise katlanılır hâle gelir.

7. Kendini Diğer Yazarlarla Kıyaslamayı Bırakmak (Ya Da En Azından Azaltmak)

“X’in kitabı basılmış.”

“Y, üçüncü baskıya gidiyor.”

“Z, ödül almış.”

Bu bilgiler, yayınevi sessizliği döneminde ruha doğrudan hasar verir. Çünkü insan zihni, karşılaştırmayı adaletli yapmaz. Sadece kendini kötü hissettirecek örnekleri seçer. Bu yüzden başkalarının yolculuğunu, kendi bekleyişine ölçü yapmak sağlıksızdır.

Her dosyanın kaderi, her yazarın zamanı farklıdır. Evet, bu cümle klişe. Ama doğru.

8. Küçük Rutinler

Bekleyişi kontrol altına almanın en iyi yolu, rutinlere sığınmak olabilir.

Örneğin:

Her gün belli saatlerde mail kontrolü

Her pazartesi bir saatlik serbest yazı denemeleri

Ayda bir kez dosyayı artık yeniden okumama kararı

Bu küçük sınırlar, sessizliğin kontrolsüz genişlemesini engeller. Çünkü belirsizlik, sınır tanımaz. Ama rutinler, onu çerçeveler.

9. Ve En Zor Olanı: Kabullenmek

Belki de dosya kabul edilmeyecek.

Belki de çok bekleyecek.

Belki de başka bir yoldan ilerleyecek.

Yayınevinin dönüş yapmaması, her zaman kötü bir şeyin habercisi değildir. Ama bazen hiçbir şeyin habercisi de değildir. Sadece… vardır.

Kitabın basılmasını bekleme süreci, yazarlık yolunun karanlık koridorlarından biridir. O koridorda herkes bir süre tek başına yürür. Ve belki de bu yüzden, bu sessizlik insanı yalnız hissettirir. Ama ironik biçimde, bu bekleyişi yaşayan herkes aynı yerde duruyordur.

Aynı loş ışıkta.

Aynı mail kutusuna bakarak.

Aynı cümleyi içinden geçirerek: “Bir gün mutlaka.”



🕯️Sevgiler.

Yorumlar