Edebiyatın konuşulduğu ortamlar, zekânın en yüksek sesle fısıldandığı yerlerdir.
Kimse bağırmaz.
Kimse açık açık “Ben çok entelektüelim.” demez.
Ama herkes, bunu karşısındakine zarifçe hissettirmek ister.
İşte tam burada, entelektüel blöfler başlar. Ve çoğu zaman, bir tek kişinin bile gerçekten okuduğundan emin olmadığı metinler üzerinden yürür.
1. Okunmamış Kitapların Üzerine İnşa Edilen Fikirler
Bir kitabı okumamış olmak sorun değildir.
Ama o kitap hakkında uzun, detaylı ve sarsıcı analizler yapabilmek, apayrı bir sanattır.
“Yazarın geç dönem metinlerinde varoluşsal kırılma çok net hissediliyor.”
Hangi metin?
Hangi kırılma?
Sorulmaz.
Çünkü sorulursa büyü bozulur.
Bu tür cümleler, çoğunlukla kitaplardan değil, kitaplar hakkında yazılmış başka yazılardan doğar.
Kitabın kendisi ise bu zincirde yalnız ve biraz küskün kalır.
2. Anlaşılmayan Metni Derin Sanmak
Bir metni anlamamak mümkündür.
Ama edebiyat çevrelerinde bu durum genellikle şöyle çevrilir:
“Bu metin çok katmanlı.”
Katmanlı = Anlamadım.
Postmodern = Çözemedim.
Deneysel = Kayboldum ama suç bende değil.
Anlaşılmaz olan, neredeyse otomatik olarak “yüksek edebiyat” statüsüne yükseltilir.
Ve kimse şunu sormaz:
“Bu metin kötü yazılmış olabilir mi?”
Çünkü bu soru, entelektüel kartvizitin üzerine kahve dökmek gibidir.
3. Yarım Bilgiyle Tam Güven
Bir yazarı sadece iki öyküsünden tanıyıp, külliyatı hakkında ahkâm kesmek sık rastlanan bir türdür.
“Onun dil evreni zaten sınırlı.”
Hangi evren?
Kaç kitap?
Hangi dönem?
Sorulmaz.
Çünkü özgüven, bilgiden daha yüksek sesle konuşur.
4. İsim Bilme Sanatı
Edebiyatın konuşulduğu ortamlarda bazı isimler, bir tür büyülü tılsım gibidir.
Franz Kafka.
Fyodor Dostoyevski.
Milan Kundera.
Albert Camus.
Cesare Pavese.
Umberto Eco.
Bu isimleri doğru bağlamda kullanmak, entelektüel pasaport gibidir. Yanlış bağlamda kullansan bile fark edilmez. Çünkü çoğu zaman kimse gerçekten kontrol etmez. Önemli olan, ismi oraya bırakmak. Cümlenin ortasına zarifçe serpiştirmek. Bir tür entelektüel göz kırpma: "Ben de buradanım."
5. Okuma Listeleriyle İnşa Edilen Kimlikler
Bazı okuma listeleri vardır ki kitap seçmez; karakter inşa eder. Bu listelerle verilen mesaj şudur:
“Ben düşünen, sorgulayan, karmaşık ruha sahip bir insanım.” Bir tür "Biz de deriniz." deme şekli.
Okunup okunmadığı belirsizdir. Ama listede durması yeterlidir. Çünkü modern çağda okumak, bir eylemden çok bir imajdır.
6. Beğenmediğini Açıkça Söyleyememek
Bir kitabı sevmemek, çoğu zaman kişisel bir eksiklik gibi algılanır. O yüzden doğrudan “beğenmedim” denmez. Yerine şunlar gelir:
- “Benim dünyama çok hitap etmedi.”
- “Şu anki ruh hâlime uygun değildi.”
- “Teknik olarak başarılı ama…”
O “ama”, çoğu zaman boğaza dolan zarif bir düğümdür.
7. Her Şeyi Yorumlamak Zorundaymış Gibi Hissetmek
Bazen bir hikâye, sadece bir hikâyedir. Ama edebiyat konuşuluyorsa her şey sembol olmak zorundadır. Bir sandalye bile metaforlarla anlam bulur. O sandalye orada oturmak için değildir. Toplumsal sıkışmışlığın simgesidir. Ya da varoluşsal boşluğun.
Biri çıkıp “Belki de sadece sandalyedir.” dediğinde ortamda hafif bir soğukluk olur.
Entelektüel blöfler, aslında sahtekârlık değildir. Çoğu zaman bir tür korunma mekanizmasıdır.
Kimse cahil görünmek istemez.
Bu yüzden bazen bilmediğimizi bilmezden geliriz.
Okumadığımızı okumuş gibi yaparız.
Anlamadığımızı derin sanırız.
Ve belki de bütün bu küçük blöfler, edebiyatın etrafında kurduğumuz büyük saygının yan etkisidir.
🕯️Sevgiler.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Bırak