Jane Austen ile Edgar Allan Poe’yu aynı cümlede rahatça yan yana getirebilmek, sıradan bir tercih değildir. Bu, zarafetle karanlık arasında kurulan yüksek riskli zihinsel bir anlaşmadır. İnce porselen fincanlarla gotik mezar taşlarını aynı anda sevebilen okur tuhaftır.
Bu okur tipi, romantik bir balo sahnesini okurken mekânın ışığını kısar, duygusal bir itirafı takip ederken küçük bir iç çöküş bekler. Çünkü saf huzur, onun gözünde biraz ham biraz eksik ve fazlasıyla basittir.
Bu zevk kombinasyonu, iç dünyada neşeli bir tebessümle gezinen bir gölge gibidir. Nazik görünür ama sezgileri karanlıktır. Kibar konuşur ama zihni daima biraz uçurum kenarında dolaşır.
Dantel eldivenle mezar kazmak... Bu cümle ne kadar tuhafsa hem Jane Austen hem de Edgar Allan Poe hayranı olmak o kadar tuhaf. Evet. Ama zaten bu tuhaf olmadığını iddia edenlerin okuyacağı bir yazı değil.
Bu yazı, edebi kimliğini zarafetle kaos arasında inşa etmiş, raf düzeniyle ruhsal çelişkileri aynı anda seven o küçük ama seçkin okur kitlesi için! İşte bu okurların, kitap okurken en sık yaşadığı 18 ikilem!
1. Romantik bir sahnede duygulanıp “Ama biraz daha karanlık olabilirdi.” diye iç geçirmek.
Çünkü mutluluk, tek başına estetik bir tatmin sağlamaz.
2. Balo sahnesini okurken, mekânın gece hâlini hayal etmek.
Zihin, dekoru daima daha tekinsiz versiyonuyla ister.
3. Aşk itiraflarını sevmek ama en çok söylenmeyenleri merak etmek.
Çünkü gerçek dramatik yük, o kısımlarda saklanır.
4. Mutlu sonla biten her hikâyede hafif bir eksiklik hissetmek.
Zarif bir kaos mümkündü.
5. Çayı zarafetle yudumlarken, zihinde gotik bir final sahnesi tasarlamak.
Çok yönlü entelektüel estetik.
6. Kibar karakterleri sevmek ama asıl ilgiyi sorunlu olanlara yöneltmek.
Çünkü ideal olan güven verir. Kaos ise merak uyandırır.
7. Romantik diyalogların arasına bilinçli olarak tekinsiz alt metinler yerleştirmek.
Zihinsel eğlence.
8. Fazla mutlu karakterlere karşı içgüdüsel güvensizlik beslemek.
Bu kadar düzgünlük, kim ne derse desin şüphelidir.
9. Zarif ortamları sevmek ama bodrum katını merak etmek.
Estetik keşif duygusu.
10. “Ne kadar romantik!” deyip içten içe huzursuz olmak.
Her şeyin bu kadar yolunda gitmesi normal değil.
11. Balo sahnesinden sonra karanlık bir iç monolog aramak.
Zihnin gerçek konfor alanı.
12. Kibar toplum tasvirlerinde bile içsel gerilim aramak.
Ve çoğu zaman fazlasıyla bulmak.
13. Mutlu karakterlerin geleceği konusunda iyimser olmamak.
Tarihsel, psikolojik ve edebi gerçekçilik.
14. Aşkı sevmek ama karanlığı daha sofistike bulmak.
Zevk meselesi.
15. Zarif cümleleri beğenip, en çok karanlık monologları hatırlamak.
Hafızanın önceliklendirme sistemi nettir.
16. Romantizmle gotik sezgi arasında zarif bir iç savaş yaşamak.
Kazanan çoğu zaman sürpriz değildir.
17. Huzurlu sahnelerde bile yaklaşan bir felaket hissi beklemek.
Bu paranoya değil, yüksek seviye sezgidir.
18. Mutlu cümlelere içgüdüsel şüpheyle yaklaşmak.
Acaba altında bir bit yeniği mi var?
Jane Austen ile Edgar Allan Poe arasında rahatça dolaşabilen zihinler, dünyayı yalnızca güzel ya da yalnızca karanlık görmekle yetinmez. Onlar, zarafetin içinde çöküş, karanlığın içinde incelik arar.
Ruhu iki ayrı edebi iklimden beslenir.
Biri bahar sabahı, diğeri kasvetli bir sonbahar gecesi. İkisini de sever.
🖤Sevgiler.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Bırak