Korku okurları sabırlıdır.
Karanlığa dayanıklıdır.
Yavaş çözülen psikolojik gerilimlere, sessiz çöküşlere, ağır ağır ilerleyen felaketlere katlanabilir.
Ama her sabrın da bir sınırı vardır.
Ve bazı edebi felaketler vardır ki en sadık korku okurunu bile kitabı kapatıp tavana boş boş bakma noktasına getirir.
Bu yazıda, korku ve gerilim okurlarının bir kitabı yarıda bırakmasına sebep olan 7 büyük edebi felaketi inceliyoruz.
1. “Bu Korku Değil, Gürültü” Felaketi
Her yüksek ses korku değildir.
Her kanlı sahne gerilim yaratmaz.
Bazı kitaplar, korkutmak için bağırır. Ve korku okuru, bağıran metinlerden hızla soğur.
Çünkü gerçek korku:
- Yavaş ilerler
- Sinsice sızar
- Sessizce yerleşir
Ve en olmadık anda ödünü patlatır.
Korku okuru, ilk elli sayfada sürekli çığlık, kovalamaca, kan ve panik görüyorsa şunu düşünür: “Bu kitap bana değil, reflekslerime yazılmış.” Ve bu, yarıda bırakma sebebidir.
2. Karakterlerle Asla Bağ Kuramama Felaketi
Bir korku kitabında karakterle bağ kuramıyorsanız, korkacak hiçbir şey yoktur. Çünkü sevmediğiniz karakterin başına gelen felaket, sizi sadece bilgilendirir. Sarsmaz.
Korku okuru ister ki karakterin zihnine girsin. Onun paranoyasını, korkusunu, kararsızlığını hissetsin. Ama karakterler karton gibiyse:
- Duygular yüzeysel
- Tepkiler ezber
- İç dünyalar boşsa
Korku okuru kitabı kapatır.
3. “Her Şeyi En Başta Anladım” Felaketi
Korku okurunun en sevmediği şeylerden biri de daha ilk bölümde hikâyenin bütün sırlarını çözmektir. Çünkü bu durumda kitap, bir korku romanı olmaktan çıkar; uzun bir doğrulama sürecine dönüşür.
Korku okuru şunu ister:
- Şaşırmak
- Yanılmak
- Yanlış izlenime kapılmak
- Sonunda zihinsel bir tokat yemek
Eğer hikâye baştan sona tahmin edilebilir ilerliyorsa, korku okuru der ki: “Bunu zaten biliyorum.”
Ve kitap, yarıda kalır.
4. Gerilimi Yapay Diyaloglarla Taşıma Felaketi
Bazı kitaplar, gerilimi artırmak için karakterlerine tuhaf cümleler kurdurur:
“Burada tuhaf bir şeyler oluyor.”
“İçimde kötü bir his var.”
“Bu ev beni rahatsız ediyor.”
Evet. Biz de farkındayız.
Korku okuru, anlatılan korkudan değil, hissettirilen korkudan etkilenir. Bu yüzden fazlasıyla açıklayan, sürekli işaret eden, korkuyu tarif eden metinler hızla yorucu hale gelir.
5. Atmosfer Yerine Sürekli Aksiyon Dayatma Felaketi
Korku okuru, sürekli hareket istemez. Koşuşturma, kaçış, kovalamaca bir noktadan sonra anlamsızlaşır.
Çünkü korku edebiyatının asıl gücü:
- Atmosferdir.
- Sessizliktir.
- Bekleyiştir.
Sürekli aksiyonla ilerleyen kitaplar, korku okurunda şu hissi yaratır: “Bir şey olacak diye bağırıyor ama hiçbir şey olmuyor.”
6. Klişe Final Kokusu Alınması Felaketi
Korku okuru, hikâyenin ortasında finali sezdiği anda içinden bir şeyler kopar. Eğer:
- Rüya çıkacak
- Travma açıklaması yapılacak
- Çocukluk anısı her şeyi çözecek
- Delilik kartı oynanacak
diye hissediyorsa, kitabı sürdürmek için ciddi bir motivasyon gerekir.
7. “Bu Kitap Bana Hiçbir Şey Hissettirmiyor” Felaketi
En ölümcül felaket budur. Bir korku kitabı sizi:
- Korkutmuyorsa
- Huzursuz etmiyorsa
- Tedirgin etmiyorsa
- Rahatsız etmiyorsa
orada büyük bir problem vardır. Çünkü korku okuru, konfor alanından çıkmak için okur. Eğer metin bunu başaramıyorsa, kitap yarıda kalır.
Korku Okurları Sabırlıdır Ama Affedici Değildir
Korku okurları çok şeye katlanır:
- Yavaş tempoya
- Karmaşık yapıya
- Uzun iç monologlara
- Sessiz ilerleyen bölümlere
Ama yukarıdaki yedi büyük felaket gerçekleştiğinde, kitap kaçınılmaz olarak terk edilir. Yarım bırakılan kitap, unutulur.
Ve unutulmak, edebiyatta en karanlık sondur.
Yorumlar
Yorum Gönder
Yorum Bırak